muzdarip
Forum Kolik
Rep Puan: 25
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 1129
|
 |
« Yanıtla #4 : Ekim 08, 2008, 11:55:31 ÖÖ » |
|
Bir meclise bir zatı davet etmişler, bakmışlar ki gömleği kirli. Birisi demiş ki “yahu şu gömleğini bir yıkasana.” Cevap vermiş “yıkıyorum yine kirleniyor.” Öteki “yine yıka” demiş. O zat da “yine kirlenecek” demiş. Öteki “yine yıka” deyince, “e birader biz bu âleme boyuna gömlek yıkamaya gelmedik ya yapacak başka işlerimiz de var” demiş. Hakikaten bu aleme boyuna gezmeye gelmedik, yiyip içmeye, yatıp kalkmaya gelmedik. Bu âlem de bir de huzur ve aşk neşesi var onu tatmadıktan, ona devam edip sevmeyi, sevilmeyi öğrenmedikten sonra dünyanın ne kıymeti var değil mi? Hz. Mevlana’ya bir talebesi “aşk nedir?” diye soruyor. O da ayağa kalkıyor., sağ avucunu semaya sol avucunu yere baktıracak şekilde uzatıyor, boynunu sola büküp sağa bakıyor ve dönmeye başlıyor. Kendisi mihverde dönerken talebeleri de hem kendi etraflarında, hem de Hz. Mevlana’nın etrafında dönüyorlar. Güneş manzumesini tanzir ediyorlar. Ve o kişiye cevâben aşkın tarifinde “Ben ol da gör” buyuruyor. Yani aşk, ancak yaşanılarak anlaşılabilen bir mefhum. Aşk öyle ağır, öyle ağır kurşundan bir yüktür ki, dağlara yüklesen dağlar kaldıramaz. Aşk tarif edilmez. Ancak âşık olmakla onun hakikati anlaşılır. Harfler ve kelimeler onu tarifte acizdir. Malum ya sözleri tanzim eden akıldır. O aciz kalınca sözün zuhuruna meydan kalır mı? Yine Mevlana aşk aleminde “Akl-ı maaş yani yemek içmek gibi maddi şeyleri düşünen akıl, çamura batmış eşeğe benzer” diyorlar. Diğer taraftan Fahr-i âlem Efendimiz: “Akıl, ubudiyyeti eda içindir. Rububiyyeti idrâk edemez.” buyuruyor. Osman Kemâlî Efendi aşk hakkında neler söylüyor: Aşksız âlemde âdem olmanın imkânı yok Dert devâdır âşıka bîdertlerin dermânı yok Aşktır her müşkülün miftâhı, fethi fâtihi Aşk sergerdânının bil müşkülü, âsânı yok Nârı unsur nûr-ı aşk ile olur gülzar-ı tâm Server-i hûbân-ı aşkın nûru var nirânı yok Sen seni bilmek dilersen aşka terk et sen seni Anda mahvol kim Kemâlî şanü âdı, sânı yok. Zorlu bir maceradır; sarp kayalar, derin uçurumlar, acı, gözyaşı demektir bir bakıma. Çünkü aşıklar, ateşe koşan pervanelerdir. Çünkü, aşıkların ülkesi çöllerdir. Çünkü, ikiyi bir kılar aşk. Ne güzel! Derin bir “âh” ile yâd etmek seni Her dem düşünmek, her dem hayal etmek seni Ne güzel! Visâlinle gülmek, firâkinle ağlamak Yanmaktan usanmamak, yanarken susamak seni Vedûd isminin sahibi dilerse, dilediği kimseye aşkının kâsesinden öyle bir zevk sunar ki, onu içenlerin susuzluğu artar. Susuzluğu arttıkça O’na yakın olma şevki ziyadeleşir. Ancak ne içtiği onu kandırır, ne de yakınlık gönlüne merhem olur. Yine, "Biz aşkın çocuğuyuz, aşk bizim annemizdir" diyen Mevlana, bakın aşk acısı hakkında neler söylüyor: "Allah'ın aşkı beni acılarla viran etmiş, yakmış yıkmış ne çıkar, nice sultan sarayı harabeleri altında, padişah hazineleri gömülü değil midir?" Aşk acısı öyle ki, insanı olgunlaştırıyor, sabır gücünü arttırıyor, şükretmeyi ve tamah etmeyi sağlıyor. En önemlisi de gönlü genişletiyor. Öyle genişliyor ki gönül, aşkın gücü acıyı yeniyor.
Aşk eğitimi ile nefsini terbiye eden insan, aşırılıklarını yok ediyor. Adamın bir çırağı varmış. Çırak, daima şikayet edermiş. Adam gibi olan adam, bir avuç tuzu, bir bardak suya atıp çocuğa içirmiş. Çocuk büyük bir hiddetle ağzındaki suyu püskürtmüş. Bu sefer usta, aynı miktar tuzu tatlı suyu olan bir göle boşaltmış. Çocuk buradan bir bardak su içince ferahlamış. Adam demiş ki, "gördün mü yavrum; iş acı ve dünya sıkıntılarında değil. Belayı bela bilen dar bir gönüle sahip olacağına, aşkın ile ruhunu öyle bir genişlet ki acı ve sıkıntılar, içinde yok olup, mutluluklar zuhur etsin." Bu mevzuda temsili bir hikaye anlatılır; "Akıl" adlı ihtiyar, "Fikir" adlı çocuğunu, "Aşk" denilen bir mektebe yazdırır. Çocuk orada bir harf bile öğrenemez. Fakat bu mektebe bir gün fikir olarak değil, gönül olarak gitme lüzumunu hissedince, kitap çantasını elinden atar. Artık aşkın yolunu bulmuştur. "Akıl ve zeka taslamak İblis'ten, aşk ise Adem'den" der Mevlana.Yanlış anlamayın, akıl bir kenara itilmiş veya önemini yitirmiş değil burada. Anlatılmak istenen; din için akıl ne denli önemliyse, aşkın da en az onun kadar, hatta ondan daha fazla önemli olması.
Nasıl mı? Çünkü aşk imana, ibadete tat verendir. Akıl, kapının eşiğine kadar getirir, ama içeri koymaz. Eşikten içeriye aşkla girilir der sufiler; aşk potasında erimeyen, nefisten gelen iyiliğin iyilik, ibadetin ibadet, imanın iman olmadığını, hatta aklın bile akıl olmadığını anlatırlar. Dahası aşkın, bir üst akıl, merkezi kalp olan bir akıl olduğuna inanırlar.
|