Ergenekon
Çalışkan Üye
Rep Puan: 23
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 803
Tesekkür
-Verilmis: 160
-Alinmis: 240
Hayat Varsa Umut'ta Vardır
|
 |
« : Aralık 28, 2007, 05:04:56 ÖÖ » |
|
 |
|
 |
 |
Faziletliydik: Kimsenin malına, mülküne göz dikmezdik. Kimsenin namusuna yan bakmazdık. Hırsızlık nedir bilmez, dilenciliği meslek edinmez, kimseyi de küçümsemezdik. Dürüsttük: Bir zamanlar Londra Ticaret Odası’nın en görünür yerinde şu mealde bir tavsiye levhası asılıydı: "Türklerle alışveriş et, yanılmazsın." İtibarlıydık: Bir zamanlar Hollanda Ticaret Odası’nın toplantılarında oylar eşit çıkınca Osmanlılarla alışverişi olan tüccarın oyu iki sayılır, onun dediği olurdu. Temizdik: Yere bile tükürmezdik. Hatta, Osmanlı askeri teşkilatını Avrupa’ya tanıtmasıyla meşhur Comte de Marsigil, yere tükürmedikleri için atalarımızı şöyle eleştiriyor: "Türkler hiçbir zaman yere tükürmezler. Daima yutkunurlar. Bunun için de saçlarında sakallarında bir hararet olur ve zamanla saçları, kaşları, sakalları dökülür." Çevreciydik: Kurak günlerde ücretle adamlar tutup sokaktaki ulu ağaçları sulatır, göçmen kuşların yorgunluk atması için saçak altlarına kuş sarayları yapardık. Bunlara öyle çok örnek var ki, saymakla bitmez. Harama el sürmezdik: Fransız müellif Motray, 1700’lerdeki halimizi şöyle anlatıyor: "Türk dükkânlarında hiçbir zaman tek meteliğim kaybolmamıştır. Ne zaman bir şey unutsam, hiç tanımadığım dükkâncılar arkamdan adam koşturmuşlar, hatta birkaç kere Beyoğlu’ndaki ikametgâhıma kadar gelmişlerdir. " Medeni idik: İngiliz sefiri Sör James Porter ise, 1740’ların Türkiye’si için şunları söylüyor: "Gerek İstanbul’da, gerekse imparatorluğun diğer şehirlerinde hüküm süren emniyet ve asayiş, hiçbir tereddüde imkân bırakmayacak şekilde isbat etmektedir ki, Türkler çok medeni insanlardır." Dosdoğruyduk: Fransız generallerden Comte de Bonneval ise, şu hükmü veriyor: "Haksızlık, mürabahacılık, inhisarcılık ve hırsızlık gibi suçlar, Türkler arasında meçhuldür... Öyle bir dürüstlük gösterirler ki, insan çok defa Türklerin doğruluklarına hayran kalır." Hırsızlık nedir bilmezdik: Fransız müellif Dr. Brayer, 1830’ların İstanbul’unu getiriyor önümüze: "Evlerin kapısının şöyle böyle kapatıldığı ve dükkânların çoğunlukla umumî ahlâka itimaden açık bırakıldığı İstanbul’da her sene azami beş-altı hırsızlık vak’ası görülür." Ubicini Dr. Brayer’i şöyle doğruluyor: "Bu muazzam payıtahtta dükkâncılar, namaz saatlerinde dükkânlarını açık bırakıp camiye gittikleri ve geceleri evlerin kapısı basit bir mandalla kapatıldığı halde, senede dört hırsızlık vakası bile olmaz. Ahalisi sırf Hıristiyan olan Galata ile Beyoğlu’nda ise hırsızlık ve cinayet vak’aları olmadan gün geçmez." Naziktik: Edmondo de Amicis isimli İtalyan gezgini, yine 1880’lerin "biz"ini anlatıyor bize: "İstanbul Türk halkı Avrupa’nın en nazik ve en kibar insanlarıdır. Sokakta kavga enderdir. Kahkaha sesi nadirattan işitilir. O kadar müsamahakârdırlar ki; ibadet saatlerinde bile camilerini gezebilir, bizim kiliselerde gördüğünüz kolaylığın çok fazlasını görürsünüz." Cihana örnektik: Türkiye Seyahatnâmesi’ yle meşhur Du Loir’un 1650’lerdeki hükmü şöyle: "Hiç şüphesiz ki, ahlâk bakımından Türk siyasetiyle medeni hayatı bütün cihana örnek olabilecek vaziyettedir. " Şefkatimiz yalnızca insana yönelik değildi, hayvanları, hatta bitkileri bile kapsıyordu. Hayata karşı saygılıydık: Bu konuda dilerseniz Elisee Recus’u dinleyelim, bize 1880’lerdeki halimizi anlatsın: "Türklerdeki iyilik duygusu hayvanları dahi kucaklamıştır. Birçok köyde eşekler haftada iki gün izinli sayılır... Türklerle Rumların karışık olarak yaşadığı köylerde ise bir evin hangi tarafa ait olduğunu kolaylıkla anlayabilirsiniz. Eğer evin bacasında leylekler yuva yapmışsa, bilin ki o ev bir Türk evidir." (Küçük Asya, c. 9) Hayırseverdik: Comte de Marsigli’yi tekrar dinleyelim: "Yazın İstanbul’dan Sofya’ya giderken dağlardan anayol üzerine inmiş köylülerin yolculara bedava ayran dağıttıklarına şahit oldum." Aynı müellif, ceddimizin hayırseverlikte fazla ileri gittikleri kanaatindedir. Şöyle diyor: "Fakat şunu da itiraf etmeliyim ki, bu dindarane hareketlerinde biraz fazla ileri gitmektedirler. İyiliklerini yalnız insan cinsine hasretmekle kalmayıp, hayvanlara ve hatta bitkilere bile teşmil ederler." Bu tespiti, İslâm ve Türk düşmanı avukat Guer misallendiriyor: "Türk şefkati hayvanlara bile şamildir" dedikten sonra şu örneği zikrediyor: "Hayvanları beslemek için vakıflar ve ücretli adamları vardır. Bu adamlar sokak başlarında sahipsiz köpeklere ve kedilere et dağıtırlar... Sokaktaki ağaçların kuraklıktan kurumasını önlemek için bir fakire para verip sulatacak kadar kaçık Müslümanlara bile rastlamak mümkündür..." "Kaçık"lığın kaynağını da veriyor adam: "Birçokları da sırf azad etmek için kuşbazlardan kuş satın alırlar. Bunu yapan bir Türk’e bir gün yaptığı işin neye yaradığını sordum. Küçümseyerek baktı ve şu cevabı verdi: Allah’ın rızasını tahsile yarar." Galiba geçmişimizden uzaklaşmak bize çok pahalıya patladı. Yahya Kemal Beyatlı’nın bir tespitiyle yazımızı noktalayalım: "Eski Türklerin bir dini hayatları vardı, dini hayatları olduğu için de çok şeyleri vardı; yeni Türklerin de dini hayatları olduğunda çok şeyleri olacak." 28.12.2007 5:01
Ergenekon |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
badigard_06
Tüm Dadaşlara Selam Olsun
Süper Moderator
Rep Puan: 23
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 1065
Tesekkür
-Verilmis: 37
-Alinmis: 34
İntikam Kutsaldır
|
 |
« Yanıtla #1 : Aralık 28, 2007, 13:25:01 ÖS » |
|
 |
|
 |
 |
Ellerine sağlık dadaş. Çok güzel bir paylaşım. Ama şimdi nerede o inançlı, vatansever insanlar. Artık inançlıları küçümser gözlerle izliyorlar. Bazı mekanlarda Allah'ın selamını verdinmi garsonlar tarafından dışarı çıkarılıyorsun, yerlere tükürmekle kalsak iyi ben onada razıyım, yoldan geçen kaplumbağayı alıp araba tekerinin altına koyanları , kediyi taşlayarak öldüreni , köpeklerin kulağını kuyruğunu keseni, ormanları tarlam olsun diye yakanı, banyodan 5 saat çıkmayanı gördüm. Buda şimdiki Türkiyenin hali. Nereden nereye |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
DADAŞ2554
Çalışkan Üye
Rep Puan: 11
Offline
Cinsiyet: 
Mesaj Sayısı: 442
Tesekkür
-Verilmis: 0
-Alinmis: 11
اللَّهAllah'a güven, vekil olarak Allah yeter.33/3
|
 |
« Yanıtla #2 : Ocak 05, 2008, 11:40:23 ÖÖ » |
|
 |
|
 |
 |
ABDÜLHAMİT BİLİCİ a.bilici@zaman.com.tr Dış Haberler Osmanlı, Araplara nasıl öğretildi?
Bir milyondan fazla tirajı olan El Ahram gazetesinde geçtiğimiz hafta önemli bir makale yayınlandı. Yazıdaki imza, Mısırlı aydınlarından biri olan Ahmet Behcet'e aitti. "Osmanlı Devleti" başlıklı yazıda, Arap dünyasıyla ilişkilerimizi olumsuz etkileyen önemli bir yaraya parmak basılıyordu.
Bu yara, Avrupa'nın entrikaları, bir avuç yerli işbirlikçinin siyasi hırsları ve İttihat Terakki'nin cahilce politikaları yüzünden 1917'ye kadar süren 400 yıllık Türk-Arap birlikteliğin yeni kuşaklara nasıl aktarıldığıyla ilgiliydi. 'Arap' denince bir Türk'ün zihninde canlanan imaj veya bir Arap'ın kafasındaki Türk imajının oluşmasında, bu tarihin nasıl öğretildiği hayati önem taşıyordu.
Mısırlı yazar da tam bu noktaya dikkat çekiyordu: "Tarih kitaplarına doldurulan ve bizlere gerçek olaylar olarak öğretilen çok sayıda yalan vardır. Belki bu yalanların en göze çarpanı Osmanlı Devleti'ne ilişkin olanıdır. Hepimiz liselerde, Sultan Selim'in Mısır'ı fethiyle ülkenin bilginler ve sanayiciler açısından kıtlık yaşamaya başladığını öğrendik. Öyle ki Mısır'ın beyin gücü uçmuş ve 50 sanayi dalı ortadan kaldırılmıştı. Dahası, Türk padişahlığı için Avrupa'nın ve bizim ölmesini dilediğimiz hasta adam tanımlaması yayıldı. Yine yaygınlaştırılan kanılardan biri de Türk hükümranlığının dünyanın en karanlık dönemi olarak sunulmasıydı. Bu kanıya göre Türkler, kılıçla fethettikleri ülkelerin Avrupa ile kaynaşmasını engelleyerek yalnızlığa itilmesi ve geri kalmasına sebep olmuştu."
Bu yaklaşım yüzünden ortalama bir Arap gencin zihninde Osmanlı, "tek bir ışık noktası bulunmayan salt bir şer gücü" olarak canlanıyordu. Yazara göre bu karalama kampanyasının arkasında 3 kaynak vardı: Avrupa'nın büyük emperyalist ülkeleri; Roma'daki Papalık ve enternasyonal Siyonizm. Kampanyanın nedeni, Osmanlı'nın tarihte Avrupa'nın güneydoğusunu fetheden ilk İslam devleti olması ve jeostratejik, kültürel ve maddi zenginlik bakımından dünyanın en önemli bölgelerini kontrol ediyor olmasıydı. Amaç, Müslüman halkın gözünde yönetimi gözden düşürmekti.
Çok şükür, son dönemde bu tabloda önemli değişiklikler oldu. Türkiye, komşularla iyi ilişkiye daha fazla önem veriyor. Suriye ile savaşın eşiğinden dönen ilişkilerde bahar dönemi yaşanıyor. AK Parti tecrübesi, Türkiye'ye ilgiyi artırıyor. Arap medyası, artık Batı üzerinden değil, Ankara ve İstanbul'a gönderdiği muhabirler vasıtasıyla Türkiye'yi izliyor. Karşılıklı kültürel, turistik ve ticari temaslar artıyor. Ancak bir dönemin kalıntılarını gidermek için daha sistemli çalışmalara ihtiyaç var. 2007'nin sonunda Ahmet Behcet'in bu yazısını okuduktan sonra, yeni yılın hemen başında bu doğrultuda önemli bir projeyi öğrenmek güzel sürpriz oldu.
İslam Tarih Sanat Kültür Araştırma Merkezi (IRCICA) öncülüğündeki projeyle, Türkiye ve Arap ülkeleri tarih dersi kitaplarındaki karalamaları temizleyecekti. İlk uygulama Suriye ile başlamıştı. Tebrik için aradığım IRCICA Direktörü Dr. Halit Eren, yeni nesillerin düşmanlık tohumları ekilmeden yetiştirilmesi gerektiğini, bu çalışmanın gerçekler tahrif edilmeden yapılacağını söylüyordu. IRCICA, İslam Konferansı Örgütü'nün bir organı olduğu için projenin bütün İslam ülkelerine teşmil edilmesi de gündemdeydi. Eskiden beri bu konuda dertli olan Ahmet Behcet projeyi öğrense kim bilir ne çok sevinirdi?
Aslında bu, Avrupa'nın çoktan yapıp bitirdiği bir iş. En son 2. Dünya Savaşı'nda birbirinin şehirlerini yerle bir eden, milyonlarca insanı katleden Avrupa ülkeleri, bu acı tecrübeyi Avrupa Birliği gibi büyük bir işbirliğine dönüştürmeyi becerdi. 20. yüzyılda iki kez Paris'i işgal eden Almanya ile Fransa'nın bir süredir ortak hükümet toplantıları yaptığını unutmayalım.
IRCICA'nın öncülük ettiği proje, geç de olsa tarihî önyargılardan kurtulma şuurunun bizim dünyamıza da sıçradığını gösteriyor. Umarız, bu sayede Araplar, Osmanlı'nın İttihatçı paşalardan, Türkler de Arapların Şerif Hüseyin'den ibaret olmadığını öğrenir. Belki projenin kapsamı genişletilerek, kitleler üzerinde ders kitaplarından daha çok etkili olan film ve belgeseller de eklenir. Çünkü ilişkilerde alınan mesafeye rağmen bazı Arap ülkelerinin devlet kanallarında Türkleri aşağılayan yıllanmış filmlerin yayınlandığını duyuyoruz.
|
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
kardelen25
Yeni Üye
Rep Puan: 0
Offline
Mesaj Sayısı: 2
Tesekkür
-Verilmis: 0
-Alinmis: 1
|
 |
« Yanıtla #3 : Mart 17, 2008, 10:03:21 ÖÖ » |
|
 |
|
 |
 |
tşkler ergenekon kalemine yüreğine sağlık hala öle insanlarvar ve olmayada devem edecek |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
okçuoğlu
Forum Kolik
Rep Puan: 13
Offline
Mesaj Sayısı: 1710
Tesekkür
-Verilmis: 438
-Alinmis: 66
|
 |
« Yanıtla #4 : Nisan 05, 2008, 16:30:05 ÖS » |
|
 |
|
 |
 |
Teşekkür ederim bize güzellikleri hatırlattığın için.Ben çok karamsar değilim fakat bu zamanda Paramızla bile doğru iş yapan insan bulmak zor.Paramızla rezil oluyoruz.Deprem sonrası Binanın güçlendirme işini,Demirini yapan ustayla konuşuyorum,Kullanması gereken demiri kullanmadıklarını,Malzemeden çalındığını söyledi.İnşaat malzemesi satanların büyük çoğunluğu,Kalitesiz malzeme satıyorlar.Mesala Turgutlu tuğlasını başka firmaların tuğlaları ile karıştırarak,Karabük demirini,Çelik demir ile karıştırarak hileli şekilde satıyorlar,Allah rızası için bunlara DUR diyen yok.Örnek verilecek çok şey var.Gel de eski zamanı arama Eskiden,Türkler böylemiydi* |
|
 |
|
 |
|
|
|
|
|
Logged
|
|
|
|
|