Merhaba !
Sayfa: [1]   Aşağı git
Gönderen Konu: Fatih Sultan Mehmed Ve İki Papaz  (Okunma Sayısı 315 defa)
0 Üye ve 1 Ziyaretçi konuyu incelemekte.
UmuTSandalı
Çalışkan Üye
*

Rep Puan: 36
Online Online

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 949


Hayat Varsa Umut'ta Vardır


WWW
« : Haziran 10, 2008, 18:02:11 ÖS »

İstanbul’un fethinden sonra Hazreti Fatih bütün mahkumları serbest bıraktırmıştı. Fakat bu mahkumların içinden iki papaz zindandan çıkmak istemediklerini söyleyerek dışarı çıkmadılar. Papazlar Bizans imparatorunun halka yaptığı zulüm ve işkence karşısında ona adalet tavsiye ettikleri için hapse atılmışlardı. Onlar da bir daha hapisten çıkmamaya yemin etmişlerdi. Durum Hazreti Fatih’e bildirildi. O, asker göndererek, papazları huzuruna davet etti. Papazlar hapisten niçin çıkmak istemediklerini Hazreti Fatih’e de anlattılar. Fatih o dünyaya kahreden iki papaza şöyle hitap etti: “Sizlere şöyle bir teklifim var: Sizler İslam adaletinin tatbik edildiği memleketimi geziniz, Müslüman hakimlerin ve Müslüman halkımın davalarını dinleyiniz. Bizde de sizdeki gibi adaletsizlik ve zulüm görürseniz, hemen gelip bana bildiriniz ve sizler de evvelki kararınız gereğince uzlete çekilerek hâlâ küsmekte haklı olduğunu ispat ediniz.” Hazreti Fatih’in bu teklifi papazlar için çok cazip gelmişti. Hemen padişahtan aldıkları tezkere ile İslam beldelerine seyahate çıktılar. İlk vardıkları yerlerden biri Bursa idi... Bursa’da şöyle bir hadiseyle karşılaştılar: Bir Müslüman bir Yahudi’den bir at satın almış, fakat hiçbir kusuru yok diye satılan at hasta imiş. Müslüman’ın ahırına gelen atın hasta olduğu daha ilk akşamdan anlaşılmış. Müslüman sabırsızlıkla sabahın olmasını beklemiş, sabah olunca da erkenden atını alıp kadının yolunu tutmuş. Fakat olacak ya, o saatte de kadı henüz dairesine gelmemiş olduğundan bir müddet bekledikten sonra adam kadının gelmeyeceğine hükmederek atını alıp ahırına götürmüş. Atını alıp götürmüş ama at da o gece ölmüş.
Hadiseyi daha sonra öğrenen kadı, atı alan Müslüman’ı çağırtıp meseleyi şu şekilde halletmiş:
- Siz ilk geldiğinizde ben makamımda bulunsa idim, sağlam diye satılan atı sahibine iade eder, paranızı alırdım. Fakat ben zamanında makamımda bulunamadığımdan hadisenin bu şekilde gelişmesine mademki ben sebep oldum, atın ölümünden doğan zararı benim ödemem lazım, deyip atın parasını Müslüman’a vermiş.
Papazlar İslam adaletinin bu derece ince olduğunu görünce parmaklarını ısırmışlar ve hiç zorlanmadan bir kimsenin kendi cebinden mal tazmin etmesi karşısında hayret etmişler. Mahkemeden çıkan papazların yolu İznik’e uğramış. Papazlar orada şöyle bir mahkeme ile karşılaşmışlar: Bir Müslüman diğer bir Müslüman’dan bir tarla satın alarak ekin zamanı tarlayı sürmeye başlar. Karasabanla tarlayı sürmeye çalışan çiftçinin sabanına biraz sonra ağzına kadar dolu bir küp altın takılmaz mı? Hiç heyecan bile duymayan Müslüman bu altınları küpüyle tarlayı satın aldığı öbür Müslüman’a götürüp teslim etmek ister: “Kardeşim ben senden tarlanın üstünü satın aldım, altını değil. Eğer sen tarlanın içinde bu kadar altın olduğunu bilseydin herhalde bu fiyata bana satmazdın. Al şu altınlarını.” Tarlanın ilk sahibi ise daha başka düşünmektedir. O da şöyle söyler: “Kardeşim yanlış düşünüyorsun. Ben sana tarlayı olduğu gibi, taşı ile toprağı ile beraber sattım. İçini de dışını da bu satışla beraber sana verdiğimden, içinden çıkan altınları almaya hiçbir hakkım yoktur. Bu altınlar senindir dilediğini yap.” Tarlayı alanla satan anlaşamayınca mesele kadıya, yani mahkemeye intikal eder. Her iki taraf iddialarını kadının huzurunda da tekrarlarlar. Kadı, her iki şahsa da çocukları olup olmadığını sorar. Onlardan birinin kızı birinin de oğlunun olduğunu öğrenir ve oğlanla kızı nikahlayarak altını çeyiz olarak verir. Papazlar daha fazla gezmelerinin lüzumsuz olduğunu anlayıp doğru İstanbul’a Hazreti Fatih’in huzuruna gelirler ve şahit oldukları iki hadiseyi de aynen nakledip şöyle derler: “Bizler artık inandık ki, bu kadar adalet ve birbirinin hakkına saygı ancak İslam dininde vardır. Böyle bir dinin salikleri başka dinden olanlara bile bir kötülük yapamazlar. Dolayısıyla biz zindana dönme fikrimizden vazgeçtik, sizin idarenizde hiç kimsenin zulme uğramayacağına inanmış bulunuyoruz.”

Logged



Geçici Asma Beni Kalıcı Öldür

€sR@R€nG!z
Küçük Baş Belası
Forum Aşığı
*

Rep Puan: 73
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 9520


DiKeNlErİn BaTmAsInI İsTeMiYoRsAn TuTmAsInI BiL


« Yanıtla #1 : Haziran 10, 2008, 18:26:12 ÖS »

Fatih Sultan Mehmet zamanında yaşamayı istemem için bir neden daha...
Paylaşım için teşekkürler
Logged


erzurumlu
Meraklı Üye
*

Rep Puan: 6
Offline Offline

Cinsiyet: Bayan
Mesaj Sayısı: 101


°°°F€ñ€rßâ]-[¢£°°° & °°° ÖzGeE °°°


« Yanıtla #2 : Haziran 10, 2008, 18:58:41 ÖS »

saol ergenekon
 inşallah birgün herkes bu papazlar gibi islam dinini anlarlarda müslümanlara farklı açıdan bakmazlar
Logged


hamza
Süper Moderator
*

Rep Puan: 51
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 4718



« Yanıtla #3 : Haziran 10, 2008, 19:04:46 ÖS »

Güzel  de  ben  biraz  bu  tarladan  çıkan  altın meselesıne  anlam  erdıremedım  ,
tarlayı alan  altını bulunca göturup “Kardeşim ben senden tarlanın üstünü satın aldım,
altını değil. Eğer sen tarlanın içinde bu kadar altın olduğunu bilseydin herhalde bu fiyata
bana satmazdın. Al şu altınlarını.”  dediya  iyi  ama  tarlanın  ilk sahıbınınde  degıldı
tarlanın  dıbı  ne  olacak  şimdi , keşke hazıneye verselerdı ...
Logged

Göz yaşarır  gönul hüzunlenir.

DADAŞİST
Çalışkan Üye
*

Rep Puan: 20
Offline Offline

Cinsiyet: Bay
Mesaj Sayısı: 638


mavi türklüğü beyaz erzurumu kırmızı bayrağı ...


« Yanıtla #4 : Haziran 11, 2008, 20:13:00 ÖS »

Anlaşılan şuki o zamanın hakimleri yani kadılar çıkmazda olan taraflara tek yönlü değilde ikisine birden uzlaştırıcı ve eşit kararlar uyguluyorlarmış ve birde çoğu zaman yazılı hukuka bağlı olmadan tamamen Kadı nın tecrübesi vicdanı ve kişisel kanaati doğrultusunda karar alınıyormuş.

Ama tabi günümüzde yazılı hukuka bağlı olmadan bir karar alınmış olsa ülke felakete sürüklenmiş olur çünkü günümüz insanları kişisel menfaatlerini ve kazanımlarını birçok şeyden üstün tutuyor dinden ve manevi değerlerden bile üstün tutanlar var.

onun için HUKUKUN ÜSTÜNLÜĞÜ VE LAİKLİK günümüz şartları için bir gereksinimdir...
Logged


DOYUM OLMAZ BİR GÖRSEN KÖROĞLUNUN BARINI GÜVENİRSİN ÖZÜNE DÜŞÜNMEZSİZ YARINI
DOĞUNUN SINIR TAŞI ERZURUMUN DADAŞI
EFESİ VAR İZMİRİN EĞİLMEZ TÜRKÜN BAŞI

pckopat_girl
Ziyaretçi
« Yanıtla #5 : Temmuz 09, 2008, 12:07:12 ÖS »

evet ozamanda yasamyı bende isterdim tesekkurler
Logged

Sayfa: [1]   Yukarı git
Yazdır
Gitmek istediğiniz yer: