muamma_25
Süper Moderator
Rep Puan: 81
Offline
Mesaj Sayısı: 2493
TeZ gEL yArİm...
|
 |
« : Haziran 17, 2008, 21:45:24 ÖS » |
|
TÜRKÜ GÖZLÜ GÜZELE MEKTUP
Yıllar sonra bu sefer kim olduğunu bilerek gene seni yazıyorum, gene sana yazıyorum. Çünkü yazmak yaşamaktır, yazmak yanmaktır. Yazmak ağlamaktır, yazmak anlamaktır. Yazmak gözlerine dalmaktır, yazmak yüzünden ilham almaktır. Yazmak seni sevmektir ve seni sevmek Allah’a şükretmektir. Bilesin!
Şimdi Sensizliğin ve sessizliğin tenhasında hayalinle baş başa sana seni anlatıyorum. Kerkük’te bir Türkmen ananın balasına söylediği bir hoyrat kadar, Kaşgar’da, Urumçi’de bir Türkistanlı’nın Gökbayrağa duyduğu özlem kadar büyük bir özlemle sesleniyorum sana. Bilesin!
Ey gözlerine destanlar yazdığım Türkü Gözlü Güzel! Yokluğunun öldürücü suskunluğuna bürünmüşken, şimdi; sensizliğin kurşun karası demlerinde biriktirdiğim sevda masalıdır sana anlattığım. Bilesin!
Bir günlük hasretinin dahi, yüreğimde yıllarca süren çilelere denk fırtınalar koparmasına karşı, zamanın ve mekânın hissiz vurdumduymazlığına düşülen aykırı notlardır yazdıklarım. Hasretinle ve özleminle daha bir güzelleştiğinin ve daha çok sevildiğinin belgesidir aslında, zamana ve mekâna düşülen aykırı notlar. Bilesin!
Yokluğundan varlığına doğru çıktığım yolların sonunda varlığın yok olur. Ben yokluğunda varlığına destan yazmışım. Hiç gelmediğin halde “Aşk’ın Aşkına Gitme!” demişim. Şimdi varlığında yokluğuna ağıt yakarım. Rengârenk ve kat kat perdelerle örttüğün gönlündeki sırların gözlerine olan yankısına yazılmış bir destandır bu yazdıklarım. Bilesin!
Türkü Gözlüm, bil ki; bu çağa inat bu çağın yabancı yalancı çağrışımlarına inat… Yalancı sevdalarına mevsimlik aşklarına inat… Sahte dostlarına, Vefayı sadece semt sananlara inat… Ağlayamayan ve anlayamayanlara inat… Sevdamız da vefamız da Allah rızası içindir imanıyla sana seslenmeye devam edeceğim. Bilesin!
Gözlerine yazdığım şiirlerden bir köprü kurup, yokluğundan varlığına yol almaktayım. Bilesin! Erciyes kadar köklü ve yüce, bir Selçuklu medresesi kadar bilge bir sevdanın kelimelerle resmedilmesidir bu yazdıklarım. Bilesin!
Sanma ki bu mektup sana bir sitemdir, sana bir şikayettir. Bu mektup kendi gönlüme serzeniştir. Bu mektup; gecenin güne, bülbülün güle, toprağın semaya, canın canana arz-ı hâlidir. Ben Hz. Yusuf’a kuyuda, Hz. İbrahim’e nârda, Hz. Eyyub’a sabırda hâldaş olmaya niyetlenmişim. Seni vazgeçilmez davamın ve sevdamın yolunda her dem yanımda bilmişim. Bilesin!
Şimdi bir türkü böler hayallerimi, bir türkü saplanır gönlüme hançer gibi… Bir türkü süzülür gözlerimden damla damla; “ Ellerini çekip benden yârim bugün gider oldu / Hem sever hem sevilirken bu ayrılık neden oldu.” Bu türkü gönlümde açar bin türlü yara. Bilesin!
Ve bülbül ve güle dair bir hikâye düşer aklıma eski zamanlardan kalma; “Bülbül sema’da uçup dururken öyle bir koku almış ki bir anda başı dönmüş kolu kanadı kırılmış, gülün rayihasının meftunu olup nereden gelir bu koku diye semadan yer doğru uçmuş. Uzun bir müddet ağaçların çalıların otların arasında bu güzel kokunun sahibini aramış durmuş. Bulamayınca da yüksek bir yere konmuş yanık yanık öterek sesini duyurmaya çalışmış: Gül uzaklardan gelen bu hoş sesi işitmiş oda güzeller güzeli sesin sahibine bir anda meftun olmuş. Rahiyasından olabildiğince kokuları rüzgârın peşi sıra savurmuş. Bülbül rüzgârın ardından gelen bu kokuları takip etmiş. Bülbül gülü görmeden kokusuna meftun olmuş gül bülbülü görmeden sesine âşık olmuş. Âşıkla maşuk vuslat hasretiyle yanıp kavrulurken kavuşmaları çok fazla vakit almamış. Bülbül güle öyle bir sevdalanmış öyle bir sevdalanmış ki onun her halini görmek istemiş. Gülde sevdalısının sesine öyle meftun olmuş ki ona en güzel kokularını hediye edebilmek için bir solmuş bir açmış bir solmuş bir açmış ve ona en güzel kokusunu göstermek istemiş. Gül kokusuyla dile gelmiş. Her aşkın bir cilvesi vardır. Bülbül ile Gül’ün aşkının cilvesi ise birbirlerine âşık olup kavuşup hasretlerinin son bulmamasıdır yani vuslatın hep bir başka bahara kalmasıdır. Bülbül öttükçe gül açmış gül açtıkça kokusu bütün âleme yayılmış gül utancından gonca haline dönmüş bülbül gülün bu halini görebilmek için var gücüyle ötmüş ötmüş ötmüş. Gelgelelim gülün tomurcuktan gonca haline geçtiği sıra hep bitap düşüp gaflet uykusuna dalmış. Her uyandığında gül açmış bülbül feryat figan edip göremediğine yanmış ve o günden beri her seher vakti bu ıstıraplı aşk tekerrür edip durmuş.Bülbül sevdiğinin gonca halini görmek hasretiyle bir ömür ötmüş gül ise sevdiğinin en güzel halini görebilmesi ümidiyle bir ömür boyu açmış açmış solmuş. Ne gül olmak kolay ne de bülbül olmak; bülbül olmayı seçtiysen bir ömür yanacaksın gül olmayı seçtiysen bir ömür solacaksın.”
Bir düş görürüm düşümde. Bir beyaz gül gelir düşer tam kalbimin üstüne. Düş bu ya ben o gülün saçlarını okşarım gül uyur öylece. Hayra yorup düşümü, düşmüşüm beyaz gülün kokusunun peşine… Bilesin!
Beyaz gülüm! Ben senin kokuna vurulmuşum. Sana gelirken çalılara takılmış kolum kanadım gecikmişim, yorulmuşum, vurulmuşum. Şimdi geciktiğim her saniye için asırlara denk çileler yaşarım. Sana değil kendime yanarım. Bilesin!
Gül’e naz, bülbüle niyaz yakışır. Güne güneş, geceye ayaz yakışır. Sen her daim gül de küçülsün gözlerin. Sen gülsün güle gülmek ve güle en çok beyaz yakışır. Bilesin! Sebepsiz bölünen uykuların, seher vakti gözyaşı dökerek edilen duaların ve her seher dua ederken dökülen gözyaşlarının sebebi sensin. Bilesin!
Gün oldu konuştun Ağustos zaferleri yaşadım. Gönlümde her kelimenle kutlu bir ihtilâl oldu. Hazan mevsiminin hüzün günlerinde dilin lâl oldu. Sana da bana da bir hal oldu. Bilesin! Türkü Gözlüm! Tarihin mirasını da talihin yükünü de beraber omuzlamalıyız. Aşkı, sevdayı, vefayı biz yaşatmalıyız. Ve biz öğretmeliyiz cennet kokulu bebeklere… Sensiz bu yük ezer beni ve bensiz sen yıkılıp çökersin. Bilesin!
Yavuz Sultan Selim’i köle eden, o koca sulatanı kızgın çöllerde yaya yürüten sevdanın varisiyiz. Seninle kalabalık, karanlık çirkefe bürünmüş yollarda değil, sıcak çöllerde ak yokuşlarda yan yana omuz omuza yürümektir muradım. Bilesin!
Senden öğrendim karşılıksız, hesapsız sevmeyi ve sen öğrettin bana sevilmeyi… Hz. Mevlana’nı buyurduğu gibi; “Aşksız insan kanatsız kuş gibidir.” Sen kolum kanadım, sen derdim dermanım, sen bana Aşkı öğreten, sen canım cananımsın. Bilesin!
Vuslat türküleri kadar şen, hasret türküleri kadar hüzünlü ey Türkü Gözlü Güzel! İman ile isyan arasında gidip geldiğim vakitlerde gözlerinden hayalime düşen ışıkla yol buldum. Bilesin!
Terkedilmiş eski başkentler kadar yalnız, viran olmuş bir cami kadar mahzun ve kimi kimsesi olmayan bir ana kız kadar çaresizim. Eski başkente akşam iner, yağmur yağar, hüzün yağar şimdi… Rahmettir yağan ya da gök ayrılığın hüznüne ağıt yakıyordur kendi dilince… Bilesin!
Bir şairin gönlüne, şiirin menziline girmek zordur Türkü Gözlüm. Ne zaman bir türkü dinlesen, ne zaman bir şiir okusan ve ne zaman bir beyaz gül görsen yüreğin sızlar. Ne zaman aynanın karşısında gözlerinle göz göze gelsen, gözlerine yazılmış şiirler bir damla yaş olur süzülür yanağına… Senin yangının, senin gözyaşın ta ötelerden gelir saplanır bir şairin yüreğine… Bilesin!
Leylâ eğer Mecnun’u sevmeseydi, Mecnun onca sene çölde gezer miydi? Şirin Ferhat’ı beklemeseydi, Ferhat dağı deler miydi? Ya da Aslı’nın aslı olmasaydı Kerem yanıp küle döner miydi? Ey türkü gözlerine destan yazdığım güzel! Şimdi Mecnun’a, Ferhat’a, Kerem’e sevda manifestosu yazıyorum ve Fuzûlî misali diyorum ki; “Âşık-ı sadık benim onların sadece adı var.” Bilesin!
Ey bu mektubu okurken her harfte bir damla gözyaşı döken güzel! Seni ve güzelliğini, kelimelere cümlelere ve şiirlere sığdırmaya çalışan tüm şairler ve yazdığım tüm harfler adına bir kez daha senden özür dileyerek ve gene ve sadece;
Bir seni hep seni tek seni sevdiğimi Bir sana hep sana tek sana seslenerek; Şiir diye yüreğimi sunuyorum yüreğine.
Ve canım deyip aldığın canımı kurban diye adıyorum bir damla gözyaşına. Bilesin! Bayramın mübarek olsun… Vesselam… _ALINTI_
|